Öyle özeniyorum ki dostlar,
Dümdüz yürüyenlere, seri adımlarla.
Çünkü onlar,
Nerede olduklarını da biliyorlar,
Nereye varmak istediklerini de.
Harita açık ve net zihinlerinde,
Tereddüt yok yüreklerinde.
Öklid geometrisinin çizgisi
Hem arkalarında, hem önlerinde.
Oysa ben,
Oysa ben,
Unuttum kaç kez yön değiştirdiğimi,
Kaç tane tam 180 derecelik dönüş yaptığımı,
Kaç zikzak çizdiğimi,
Kaç duvara tosladığımı.
Yolu beğenmeyip yeni yollar bulduğumu,
Hatta gitmek istediğim yeri,
Kaç kez yenilediğimi.
Unuttum sayısını.
Hiç bir yere gitmek istemediğim de oldu,
Oturup kaldığım, yatıp yıldızlara baktığım,
Ben oraya gidemiyorum, orası bana gelsin dediğim.
Bazen de gitmek istediğim yer açıktı,
Ama ben kaybolmuştum.
Bir labirentte dönüp duruyordum.
O yüzden rotamı çizemiyordum.
Ama en zorunu, en ağırını,
Gidecek bir yer olmadığını düşündüğüm
Zamanlarda yaşadım.
Varmasan da,
Hatta asla varamayacağını düşünsen de,
Ne değerliymiş meğer,
Gidecek yer.
Hep böyle değildim dostlar,
Ben de hızlı yürürdüm gençliğimde,
Kararlılıkla çıkmıştım yola,
Boyumdan çok büyük bir özgüvenle.
Az gittim uz gittim,
Dere, tepe, düz gittim.
Altı ay bir güz gittim,
Dönüp de ardıma bakınca ne göreyim,
Keloğlan misali,
Bir arpa boyu yol gitmişim.
Yoksa bir daire üzerinde mi dönmüşüm?
Dünyayı dolanıp başladığım yere mi gelmişim?
Bilmiyorum, bulanık, karışık her şey.
Hava mı çok sisli?
Yoksa benim zihnim mi dumanlı?
Bilmiyorum.
Haritamı yaktım.
Ben daha iyisini çizecektim.
Ama zor işmiş dostlar,
Zor işmiş haritacılık.
* * *
Öyle imreniyorum ki dostlar,
Dünyası berrak, açık ve net olup,
Her soruyu cevaplayan,
Her olayı yorumlayanlara.
Ve her gördüğü şey için zihninde,
Hazır bir kategori olanlara.
Ben yapamadım,
Ben bunu yapamadım dostlar.
Çünkü bu yolculukta,
Her karşılaştığım yaratık,
Öncekilere benzemez geldi bana.
Sığıştıramadım onu,
Mevcut kutucuklardan birine,
Kıyamadım,
Kendime kolay olsun diye
Hunharca kesip biçmeye.
Yeni bir yer verdim ona,
Yeni bir isim,
Yeni bir tanım,
Beynimde yeni bir hücre,
E doğal olarak yer kalmadı artık,
Tıkandım.
Dünya geniş aklımsa dar.
Ne yapayım?
Şu koca alem maalesef,
Gelmiyor hesaba ölçüye.
Benim kafamdaki,
Küçük ama düzgün,
Basit ama sevimli
Şemalara, modellere
Uyma sorumluluğu hissetmiyor üzerinde.
Bilmiyorum onlar başka gezegende mi yaşıyorlar
Sabit, düzenli, homojen
Stabil, tutarlı, anlaşılır.
Benimkisi karmaşık.
Benimkisi çelişkili.
Benimkisi değişken.
Keskin kenar göremiyorum,
Her şey sanki iç içe.
* * *
Öyle kıskanıyorum ki dostlar,
Doğruyla yanlışı ayırt edebilenleri,
Dostu ve düşmanı olup,
İyiyle kötüyü bilenleri.
Ve hatta daha ötesi,
Dünyayı kötülükten arıtmak için,
Kendine misyon yükleyenleri.
Öyle kıskanıyorum ki...
Ben "Evet ama" lardan alamadım başımı,
Göremedim önümü,
Çözemedim doğruyu.
Çıkaramadım bir türlü aklımdan,
Öbür tarafından bakınca duvarın,
Bambaşka olduğunu
Manzaranın.
Çok sordum kendime,
Olsa önünde bir düğme,
Basınca bir kötüyü dünyadan silen.
Eşkiya, katil, hırsız,
Yılan, çiyan, akrep,
Mikrop, hastalık, felaket,
Hatta bir görüş, anlayış, akım,
Ya da sizin karşı takım.
Ya da ikiz kardeşler:
Kölelikle zulüm,
Ayrılıkla ölüm.
Sen nasıl diyorsan ondan işte.
Ama düğmeye bastığın anda yok olacak,
Hatta hiç var olmamış gibi.
Dünya yenilenecek bir o eksik,
Ne izi kalacak ne tozu,
Ne de hatırlayanı.
Geri dönüşü yok bu işin,
Olamaz da zaten.
O kadar kudretliyse bu düğme,
Temizler senin de belleğinden.
Basar mıydın? dedim kendime,
Basamadım dostlar.
Basamadım.
Hayalimde bile,
O cesareti toplayamadım.
O kadar güvenemedim kendime.
Kıyamadım yaradılana,
Vardır dedim onun bir bildiği,
Vardır elbet.
* * *
Öyle çok arzu ederdim ki,
Hep aynı senaryoda yer almayı.
Hikayenin başıyla sonu arasında,
Bir bağlantı kurmayı.
Ama olmadı öyle
Kaç defa değişti dekor, kostüm,
Düştü maskeler,
Yer değiştirdi melekle şeytan.
Hem de perde filan inmeden,
Hikaye yazıldı sil baştan.
Prenses canavara dönüştü,
Hain devse bir cüceye.
Define benim peşime düştü,
Vuslat döndü işkenceye.
Kimi zaman da
Buharlaştı çevremdeki herkes, her şey.
Uyandım rüyadan.
Fark ettim ki,
Kaya zannettiğim toz toprak,
Gerçek zannettiğim hayalmiş.
Derin zannettiğim sığ,
Su zannettiğim serapmış.
Kaç defa,
Kulakları sağır eden tezahüratla,
Yıkılan stadyumda,
Tüm gücümle koşturup,
Tam gol atmak üzereyken
Bir açtım ki gözlerimi,
Ortada ne stad var ne seyirci,
Ne top var ne kale,
Ne de bilinen öyle bir oyun türü.
Benim zihnimden başka yerde.
Alis gibi ben de,
Kaç defa düştüm tavşan deliğinden,
Bambaşka dünyalara,
Hepsi de diğerlerinden habersiz,
Kendi içinde bütün,
Kendi içinde mutlu,
Kuralları kendi koymuş.
Oralılara anlamlı.
* * *
Sormayın dostlar sormayın,
Neci olduğumu, nereye gittiğimi.
Bilsem söylerdim,
Vallahi söylerdim,
Bilsem,
Bir bilsem...
İstediğin yere vardın mı? demeyin sakın,
Kafam zaten felsefeden karışmış,
Bir başlarsam
"İstemek ne?" "Varmak ne?" diye
Sizi de bunaltırım, kendimi de,
Ama bir şey söyleyeyim mi dostlar,
Ben bu yolculuğu çok sevdim.
Çok sevdim.